Geri dönüşüme giren plastiklerle ilgili bilim dünyasını şoke eden araştırma! ‘Zehirli bir kokteyl içiyoruz’

İlk olarak 1860 yılında mühendis Alexsander Parkes tarafından keşfedilen plastik, bugün dünyada yılda 80 milyon ton kullanılıyor. İçerdiği belli kimyasallar nedeniyle sağlımızı da tehdit eden plastik, buna rağmen günlük yaşantımızın önemli bir parçası.

Mutfak eşyalarından gıda ambalajlarına, beyaz eşyadan deodorant ve diş macunlarına hatta içtiğimiz suya kadar her üründe plastiğe rastlıyoruz. 

Ayrıca çalışmalar, gündelik yaşamda kullandığımız tüm plastik malzemelerin yaklaşık yüzde 50’sinin tek kullanımlık malzemelerden oluştuğunun altını çiziyor. Çöpe atıldığında çürümüyorlar, paslanmıyorlar, çözünme ve bozulmaya uğramıyorlar. Suyu ve toprağı kirletmesinin yanında yıllarca doğada birikiyorlar.

Bu nedenle plastiklerin geri dönüştürülmesi oldukça önemli… Özellikle plastik su şişeleri, naylon poşetler, gıda kutuları, şampuan ve diğer kozmetik şişeler gibi binlerce plastik geri dönüşüme sokuluyor.

Dönüşüm süreci de şu şekilde gerçekleşiyor; atık plastikler ilk önce cinsine göre ayrılıyor, sonrasında işlenmeye hazır hale gelmesi için yıkama havuzlarında temizleniyor. Daha sonra granül hale getirilip yeniden üretim aşamasına geçiliyor ve yeni ürün olarak dolaşıma sokuluyor.

Fakat Londra Brunel Üniversitesi’nde yapılan yeni bir araştırma, bilim dünyasında şaşkınlık yaratmış durumda…

GERİ DÖNÜŞTÜRÜLEN PLASTİK ŞİŞELERDE 150 ADET KİMYASAL BULUNDU

Plastik şişelerdeki kimyasal bulaşmanın incelendiği 91 çalışmayı gözden geçiren Brunel Üniversitesi’ndeki bilim insanları, geri dönüşüme girmiş plastik şişelerin, normal şişelerden daha fazla kimyasal içerdiğini ortaya çıkardı.

Çalışmada plastik şişelerden içeceklere sızan 150 adet kimyasal bulundu ve bunlardan 18’inin ise yönetmelikleri aşan seviyelerde olduğunun altı çizildi.

Çalışmayı yöneten öğretim görevlisi Dr. Eleni Iacovidou, “Ortaya çıkan kimyasalların, üretim sırasında kullanılan katkı maddeleri ve plastik üretimi sırasındaki ‘bozulma’ gibi çeşitli kaynaklardan gelebileceğini gördük. Bu durum, bir plastik şişenin yaşam döngüsü boyunca gerçekleşebilir. Bu da çok korkutucu…” ifadelerini kullandı.

Konuyla ilgili görüşlerine başvurduğum Çukurova Üniversitesi’nde plastik kirliliği ve etkileri üzerine çalışmaları olan Doç. Dr. Sedat Gündoğdu şu bilgileri paylaştı:

“Plastikler geri dönüşüm sürecine girdiklerinde örneğin, içerisinde çamaşır deterjanı olan ve malzemesi plastik şişe olan bir ambalaj, içerisinde meyve suyu olan ve malzemesi plastik şişe olan malzeme ile yıkanarak dönüşüme giriyor. Böylelikle iki plastikten gelen kimyasallar birbirleriyle karışıyor.”

Tek risk kimyasallar da değil! Dönüşüm aşamasında mikroplastik riski de var. Geri dönüşüm malzemenin kalitesini düşürdüğü için en ufak bir mekanik etkide çok sayıda mikro ve nanoplastik, içecek ya da yiyeceğe karışabiliyor.

Geri dönüşüme giren plastiklerle ilgili bilim dünyasını şoke eden araştırma! ‘Zehirli bir kokteyl içiyoruz’

Tek risk kimyasallar da değil! Dönüşüm aşamasında mikroplastik riski de var. Geri dönüşüm malzemenin kalitesini düşürdüğü için en ufak bir mekanik etkide çok sayıda mikro ve nanoplastik, içecek ya da yiyeceğe karışabiliyor.

TEHLİKELİ KİMYASALLAR, DÖNÜŞTÜRÜLEN PLASTİKTEKİ İÇEÇEK YA DA YİYECEĞE SIZIYOR
‘Zehirli bir kokteyl ortaya çıkıyor’

Ayrıca Doç. Dr. Sedat Gündoğdu, “Tekrar plastik şişe ürettiğinizde o kimyasallar, dönüştürülen plastik şişenin içerisine konulan içeceğe sızıyor” dedi ve denetlenme konusunda sorunlar olduğunu ekledi:

“Tüm bunlara plastiğin kendi kimyasallarını eklediğinizde ortaya zehirli bir kokteyl çıkıyor. Çevreci diye gerçekleştirilen geri dönüşüm bir anda zehir transferi yapan bir ara sürece dönüşmüş oluyor.”

Çalışmayı yürüten Dr. Eleni Iacovidou de hemen hemen bu görüşe dikkat çekiyor. Dr. Iacovidou “Araştırmamız, plastik içecek şişeleri gibi yüksek oranda geri dönüştürülebilir ürünlerin, kötü tasarlandıklarında geri dönüşüm için yetersiz kalabileceğini ortaya koyuyor. Bu da geri dönüşüm için tasarım ilkelerinin daha fazla benimsenmesi, atıklardaki ayrıştırma ve iyileştirmelerin daha dikkatli ve özenli yapılması gerektiğini gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Geri dönüşüme giren plastiklerle ilgili bilim dünyasını şoke eden araştırma ‘Zehirli bir kokteyl içiyoruz’
Grafikler: Harun Elibol

AĞIRLIKLI OLARAK HORMAN BOZUCU KİMYASALLAR ÇIKTI!
“Geri dönüşümü tekrar gözden geçirmek gelecek nesiller açısından artık zorunluluk”

Araştırmada geri dönüşüm sonrasında plastik şişelerden içecek ya da yiyeceklere sızan 150 adet kimyasal maddeden bahsediliyor. Bu noktada da akla gelen soru şu; Bu kimyasal maddeler neler ve insan sağlığına ne gibi zararları olabilir?

Doç. Dr. Sedat Gündoğdu “’Hormon bozucu kimyasallar’ adlı bir kimyasal grubu mevcut. Bahsedilen kimyasalların çoğunluğu da bu sınıfa giren kimyasallar” dedi ve şu önemli bilgileri paylaştı:

– Hormon bozucular dışında çeşitli ağır metaller içeren kimyasallar da söz konusu. Özellikle bazı metalleri güçlendirmek için onlara katılan ‘antimon’ ve plastiği sertleştirmek için kullanılan BPA maddesi geri dönüştürülmüş plastik şişelerde oldukça yaygın olarak tespit edilmiş.

Bahsi geçen kimyasalların obezite, aşırı sivilce, vücutta kıllanma ve zekâ geriliğine etkileri olduğu biliniyor. Dolayısıyla geri dönüşüm meselesinin tekrar gözden geçirilmesi gelecek nesiller açısından artık bir zorunluluk. Kaldı ki bu kimyasallar sadece bizim için değil ekosistem için de çok büyük tehdit. Yakın zamanda yapılan bir çalışmada bu kimyasalların artık gezegenin tolere edebileceği üst sınırı aştığını ve üretimlerinin sınırlandırılması gerektiği vurgulanıyordu. Yani hem doğa hem insan tehdit altında.

Çoğu gelişmiş ülke, geri dönüştürülebilir atıkların tamamını kendisi işlemektense bir kısmını başka ülkelere göndermeyi tercih ediyor. Örneğin İngiltere her yıl 600 bin tondan fazla plastik atığı geri dönüştürülmesi için ihraç ediyor. Aynı şekilde Fransa da 700 bin tona yakın plastiği başka ülkelere gönderiyor.

Geri dönüşüme giren plastiklerle ilgili bilim dünyasını şoke eden araştırma! ‘Zehirli bir kokteyl içiyoruz’

Çoğu gelişmiş ülke, geri dönüştürülebilir atıkların tamamını kendisi işlemektense bir kısmını başka ülkelere göndermeyi tercih ediyor. Örneğin İngiltere her yıl 600 bin tondan fazla plastik atığı geri dönüştürülmesi için ihraç ediyor. Aynı şekilde Fransa da 700 bin tona yakın plastiği başka ülkelere gönderiyor.

“PLASTİKLER EN FAZLA 2 DEFA GERİ DÖNÜŞTÜRÜLEBİLİYOR”

Plastiklerle ilgili genel olarak şöyle bir düşünce var: Plastikler diğer ürünler kadar ya da sınırsız bir şekilde geri dönüştürülebilir. Doç. Dr. Sedat Gündoğdu’na ‘Bu doğru mu?’ diye sorduğumda bunun bir şehir efsanesi olduğunu ve plastiklerin en fazla iki kez geri dönüştürülebildiğini söyledi ve detaylandırdı:

Geri dönüşüme giren plastiklerle ilgili bilim dünyasını şoke eden araştırma ‘Zehirli bir kokteyl içiyoruz’

– Her geri dönüşüm işlemi önemli bir kalite kaybına neden oluyor. Dolayısıyla dönüşemeyenler ya yakılıyor ya da doğaya çöp olarak bırakılıyor. Örneğin bir plastik şişe, geri dönüşüme sokulduğunda ondan tekrar bir plastik şişe üretilmiyor. Ancak yüzde 30 kadarı geri dönüşümden gelen plastik içeriyor. Kalanı yine yeni plastik…

– Bugüne kadar üretilen toplam 10 milyar tona yakın plastiğin sadece yüzde 2’si layığıyla geri dönüştürülebilmiş. Aslına bakarsanız geri dönüşen toplam plastik miktarı için yüzde 14-20 oranları veriliyor ama bu da gerçeği yansıtmıyor. Çünkü veriler şeffaf değil ve kimi ülkeler başka ülkelere ihraç ettikleri milyonlarca ton plastik çöple birlikte yaktıkları çöpü de geri dönüşüm oranları içinde değerlendiriyor.

Düzgün şekilde ayrıştırılmadan gönderilen plastik atıklar, geri dönüştürülmek yerine çöp depolarında ve bazen denizlerde son buluyor. Science dergisinde daha önce yapılan bir araştırmada her yıl okyanuslarda yaklaşık 8,5 milyon ton plastiğin kaldığı tahmin ediliyor.

Geri dönüşüme giren plastiklerle ilgili bilim dünyasını şoke eden araştırma! ‘Zehirli bir kokteyl içiyoruz’

Düzgün şekilde ayrıştırılmadan gönderilen plastik atıklar, geri dönüştürülmek yerine çöp depolarında ve bazen denizlerde son buluyor. Science dergisinde daha önce yapılan bir araştırmada her yıl okyanuslarda yaklaşık 8,5 milyon ton plastiğin kaldığı tahmin ediliyor.

NE YAPMAK LAZIM?

Londra Brunel Üniversitesi’ndeki çalışmada yapılması gerekenlerle ilgili ‘süper temizleme süreci’ dikkate alınmalı deniyor. Dr. Eleni Iacovidou de bu durumu “Süper temizleme süreci olarak bilinen bir teknoloji kullanılmalı. Yani yüksek sıcakta yıkama, gazlı yıkama ve kimyasal yıkama olarak üç farklı şekilde ayrıştırma olmalı. Süper temizleme teknolojilerine yatırım yaparak, geri dönüştürülmüş plastiği saf plastik seviyelerine çıkarmak mümkün” ifadeleriyle açıklıyor.

Doç. Dr. Sedat Gündoğdu ise bu görüşe pek katılmıyor. Gündoğdu, “Bahsi geçen temizleme mekanizması geri dönüşüm süreçlerinin daha pahalı hale gelmesini ve mevcut olan sınırlı dönüşümün daha da azalmasına neden olabilir” dedi ve ekledi:

“Bir diğer öneri de kapalı devre geri dönüşüm süreçleri. Yani gıda ile temas eden plastiklerin geri dönüşüm proseslerine başka amaçla kullanılmış plastikleri dâhil etmemek. Ancak geri dönüşümün kendisi abartılmış bir efsane olduğu için tüm bu süreçler bir işe yaramayacak. Yani çalışmayı yürütenler teorik bir şeyden pratikte pek de mümkün olmayan bir mekanizmadan bahsediyorlar. Sonuç olarak çare üçlü süper yıkamada ya da kapalı sistemde değil çare plastik üretiminin sınırlandırılmasında. Ayrıca plastik üreticileri bu kadar zehirli kimyasalları sırf ucuz ve kullanımı kolay diye kullanmaktan vazgeçmeleri lazım.”

HOLLANDA’DAKİ ARAŞTIRMA KORKUTTU: İNSAN KANINDA İLK KEZ MİKROPLASTİK BULUNDU

Hollanda’daki Amsterdam Vrije Üniversitesi’ndeki bilim insanları, bir süredir ‘Plastik kana karışabilir mi?’ sorusu üzerinden çalışmalarını yürütüyordu. Bu bağlamda sağlıklı yetişkin olan 22 bağışçıdan alınan kan örneklerini analiz ettiler ve 17 bağışçının kanında plastik parçacıkları buldular. Bu araştırmayla mikroplastikler, ilk kez insan kanında tespit edilmiş oldu!

Çalışmada, mikroplastik tespit edilen kan örneklerinin neredeyse yarısında, genellikle içtiğimiz su şişelerinde kullanılan plastik malzeme tespit edildi. Ayrıca gıda ve diğer ürünlerin paketlenmesinde kullanılan mikroplastikler de yer aldı.

Amsterdam Vrije Üniversitesi’nde çalışmanın başında yer alan ekotoksikoloji alanında uzman Prof Dick Vethaak, “Çalışmamız, kanımızda plastik parçacıklarına sahip olduğumuzun ilk göstergesi ve bu çığır açan bir sonuç” ifadelerini kullandı.

Vethaak ayrıca “Araştırmayı daha da genişletmemiz gerekiyor. Numune boyutları ve değerlendirilen plastik sayısı gibi olguları artırmalıyız. Zaten bir dizi grup tarafından daha ileri çalışmalar devam ediyor diye de ekledi.

Environment International dergisinde de yayımlanan araştırmada şimdi en çok merak edilen, kana karışan mikroplastiğin vücudumuzda nasıl bir etki yaratabileceği…

Bu soru doğrultusunda The Guardian’a açıklama yapan Prof Dick Vethaak, araştırma sonucunun kendisini çok korkuttuğunun ifade ederek şu bilgileri paylaştı:

“Endişelenecek bir durumla karşı karşıyayız. Önceki çalışmaların, bebeklerin dışkısında yetişkinlere göre 10 kat daha fazla mikroplastik olduğunu gösterdiğini ve plastik şişelerle beslenen bebeklerin günde milyonlarca mikroplastik parçacığı yuttuğunu biliyorduk. Şimdi ise kanda plastiğe rastladık. Bu beni çok endişelendiriyor. Sağlığa olan etkisinin araştırılması gerekiyor. Parçacıklar vücutta tutuluyor mu? Kanda dolaşıyor olması beyinde sorunlara neden olur mu ya da diğer organlara mikroplastikler taşınır mı? Bu durum hangi hastalığı tetikler? gibi sorular mutlaka cevabını bulmalı. Bunun için acilen daha fazla araştırmayı finanse etmemiz gerekiyor.”

 

Related Posts

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.